|
Bir tür kişilik
üzerine
İngiliz düşünürü T. Hobbes
: ?İnsan insanın kurdudur.? der. Bu tespit doğru olsa bile madalyonun sadece
birinci yüzüdür. Madalyonun ikinci yüzünü de doğru okumak gerekir. Başkasının
?kurdu? olabilen insan, niçin aynı zamanda kendisinin de ?kurdu? olmasın?..
Makul bir tarzda düşünce üretip bunları yazma hakkını kullanma yerine, diğer
insanlara saldıran, bir başkasının yanlış düşüncelerini dostça eleştirme
yerine, o insanın kişiliğine saldıran; toplumun birliğini savunup koruma
yerine bunu bozmaya çalışan, kendinden başka herkesi yanlış gören bir insanın
ruhen rahat olması, barış içinde olması, barışı yaşaması mümkün müdür? Bu tür
hırçın bir kişilik her şeyden önce kendi kendisini tüketmez mi? Sizce de
?Keskin sirke küpüne zarar verir.? atasözü bu duruma denk düşmez mi?..
Bu tür hırçın insanların dünyasında hoşgörü ve dostluğun yeri yoktur.
Bunların gözleri gerçeğe kapalıdır. Makul düşünmeyi beceremezler. Bu kişilik
Aynı havayı teneffüs ettiği, yakınlarını ve kapı komşusu insanları bile bir
çırpıda harcamaktan çekinmez. Bunlar bırakalım yaşayanları, savunmasız olan
ölülere bile saldırmaktan çekinmezler.
Garip olan taraf ise bu insanların herkesten çok demokrat ve en iyi toplumcu
geçinmesidir! Ne yazık ki bu tür insanlar bu kültürleri de kirletirler. Çünkü
bu iki dünya görüşünü besleyen hümanizm (insancıllık) ile en ufak bir bağları
ve bu iki kültürün değerler skalasından haberleri
bile olmamıştır. Bir insanın kendisine duyduğu saygı nedeniyle, başka
insanlara saygılı olması gerektiğini hiç düşünmezler bile. Çünkü bu konuda
köklü bir eğitimleri olmadığı gibi yaşamın verdiği doğal bir kültürleri de
yoktur. Bu nedenle dünyalarında saygı, sevgi ve dostluğun yeri yoktur. Hep
başkasının eksiğini ararlar, çünkü hayatları başkalarına saldırmak üzerine
kurgulanmıştır.
Toplumculuk insanı evrenin odağına oturtur. insanı
tanrının bir yansıması olarak görür ve yüceltir. demokrat
öğreti de insanı, yarattığı değerler nedeniyle yüceltir. Her iki anlayışta
özünde insan merkezlidir. Bu tür insanların hayatında bu dünya görüşlerinin
ne teorik ne de pratik olarak bir yeri ve anlamı yoktur. Çünkü insan merkezli
düşünme, insanı kazanma gibi bir dertleri yoktur. Bunların derdi kırıp
dökmek, her iyi şeyi baltalamaya çalışmaktır. İnsanların tanışması, bir araya
gelmesi, kaynaşması ve düşünce üretmesi bu tür insanları mutlu etmez.
Bu insanlar, bu dünya görüşlerini öğrenip yaşamak, bu değerlere ulaşmayı amaç
edinmek yerine, bunları araç haline getirmenin hesabını yaparlar. Bu nedenle
hayatlarında insana dair bu tür değerlerin yeri yoktur. Bu evrensel
kültürlenmeden yoksun kaldıkları için yerel olumsuzlukları ve çekişmeleri hep
ön plana çıkarıp canlı tutmaya çalışırlar. Bunlar üzerinden hayat bulmaya,
kendilerini var etmeye çalışırlar. Bunlar için bu olumsuz yaşanmışlıklar ve
çelişkiler vaz geçilmezdir.
Bu tür insanların doğa, toplum ve insana dair bir perspektifleri hiçbir zaman
olmamıştır. Bu nedenle kısır dünyalarında yer bulan yalan yanlış bilgileri
abarttıkça abartırlar. Bunun bir nedeni hırçın ve kavgalı kişilikleri olsa da
asıl önemli neden bilgisiz olmalarıdır. Anlayışları kıt olduğu için
duydukları ya da gördükleri yalan yanlış bilgilerle geçmişte yaşamaya
severler!..
Bu tür kişilikler dünyayı dolaşsa da, en gelişmiş metropollerde
yaşasa da, bu uygarlık alanlarında evrensel değerlere katılma beceri ve
cesaretleri yoktur. Bu uygarlık merkezlerinde bilimin, felsefenin ve sanatın
evrensel değerlerini öğrenmeye, paylaşmaya ne güçleri ne de yetenekleri
vardır. Onlar hep ?Çağşaklıdır.? Hep ?Çağşaklı? kalmayı severler!..
Çünkü bu insanlar yereldir.
Dünyanın neresinde olursa olsun onların dünyasında, sadece köyünde gördüğü ya
da duyduğu yalan yanlış çekişmeler vardır. Köyünün sosyolojik yapısını da
bilmez. Bu bağlamda köyde yaşanan üstün değerleri bile bu ufak tefek
çekişmelere feda eder. Hep yerel çekişmeleri sever. Bu nedenlerle bu tip
insanların yerel olanı evrenselle senteze ulaştırma gibi bir dertleri ve
yetenekleri de yoktur.
Bunun için dostluğu ve hoşgörüyü bilmez ya da sevmezler. Köyünde yaşanmış
değerlerden bihaberdirler. İnsanlarla dostça ve kardeşçe yaşamaktan
bunalırlar. Çünkü hayatları köyde yaşanmış geçmiş çekişmeler ve doğmalar
üzerine kurgulanmıştır. Hep bu çekişmeleri gündemleştirerek, yaşam bulurlar.
Geçmişteki olumsuzluk üzerinden pirim yapmanın çirkinliğini bile göremezler.
Dostluğun değerini, barış içinde yaşamanın önemini bilmezler. Gençlere örnek
olmak akıllarına bile gelmez. Bilinmeze bürünerek sürekli kin ve düşmanlık
yayarlar.
İngiliz düşünürü F. Bacon?a göre: ?İnsan aklının düşmanı doğmalardır.? Bu ön
yargılar insanın algılama yeteneğini karartır. Onu, doğayı, toplumu ve insanı
kavrayıp, anlamaktan alıkoyar. Doğmalara esir olan insan şüphe etme,
eleştirme, akıl yürütme ve düşünce üretme yeteneğini kaybeder.
Üstelik bu doğmalar yerel bir kültürün tortularıysa insanı insan olmaktan
bile çıkarır!...
|